Content Editor, Author and Cartoonist

Vişne Nektarı

Haziran 10, 2017 by kategori Öyküler etiketler , , ve de 0 ve 37
Home > Blog > Öyküler > Vişne Nektarı

1


“Başını hafif kaldır, gülümse, tamam…”

Geri zekâlı herif, gözlerini yumdu… B.k gibi çıkacak, 24 adet vesikalık fotoğrafın hepsi de…

“12 tane vesikalık fotoğraf istiyorlar… Ayrıca ikametgâh kâğıdı ve nüfus cüzdanı sureti… Diğerlerini halletmek kolay da, kahretsin hiç fotoğrafım kalmamış…”

Ucuz bir fotoğrafçı bulurlar… Fazla çektirirler; daha sonra da lazım olur diye… Hepsi geri zekâlı gibi çıkar fotoğraflarda… Gerçekte; sahiden de geri zekâlıdır hepsi… Ama onlar kendilerini kandırırlar tabi: “Salak herif… Bırak ya sen de, nesine bakıcan! Şebek gibi çekmiş herif… Senin bildiğin adam gibi bir fotoğrafçı var mı?”

“Ne zaman alabilirim acaba?”

Seni gerçekten o bol maaşlı işe kabul edeceklerini mi sanıyorsun yoksa?

Peki ya sen, sınavı kazanabileceğine ciddi ciddi inanmıyorsun umarım…

“Askerlik şubesinden yazı geldi bugün… Askere alacaklarmış… Giderim abi; n’olucak… Hemen giderim, beklemem hiç…”

Kravat verdim, gülümsettim… Objektife bakmasını söyledim. Fonda kırmızı renk kullandım… Vesikalık fotoğrafta en iyi fon rengi kırmızıdır kesinlikle…

 

2
Vesikalık çektirmek için gelmemiş… Çıplak poz vermek istedi… Garipsedim ama yadırgamadım… Yargılamak bana düşmez, özenmiş işte… Vücudu pek bir şey değildi, ama yine de çıplak bir kadın karşısında garip oluyor insan… Görselliğin sahteliğine kaptırdım kendimi, bedeninin bir şeyler ifade etmesine izin verdim… Doğrusu kendi çıplaklığımdan çekinmişimdir hep… Benim için gerekli olan, giyinik kalabilmektir sadece… Ama bu kızın çıplaklığı, saflığı huzur verdi bana… Benimle konuşurken ve objektifin karşısında poz verirken sanki saydammış gibi içini, tüm ruhunu da gösteriyordu bana aynı zamanda… Böylesi bir fırsat nadiren geçerdi insanın eline… Talep etsem, gönlümü eğlendirir miydi acaba? Şahsiyetli davrandım, ilişmedim… Giyindi… Kapıdan çıkarken: “Kimseye söylemezsin değil mi?” diye sakince sordu, rica etti… Cevabımı dinlemeden kapıyı kapatıp gitti…

Benzer Yayınlar  Sincaplar Güzeldir Ama İnsanlar Asla

Kolumdaki ‘dijital’ saate baktım… Bir günü daha öldürmüştük… Dükkânın kepengini indirdim… Kafayı öne eğip, kamburumu çıkardım. Yürümeye başladım. İlginç, ayaklarım ezberlemişti yolu… Kafamı kaldırdığımda, her zamanki yerde buldum kendimi… Masadakileri fark ettim. Bu; kız kardeşi, akıllı kızdır… Abisinin çalışmıyor olması üzüyor onu. Merhabalaştık, kız kardeşiyle el sıkıştık… Bir sandalye çekip oturdum yanlarına…

“Ben de kalkayım abi artık, geç oldu!”

“Nasıl arzu edersen… Bu arada unuttum, ‘eşiniz’ beyefendi nasıllar?”

“Abi lütfen, benimle alay etmekten vazgeç artık!”

“Ne dedim ben şimdi ya? Tanıştırmayacak mısın bizi?”

“O da seninle tanışmak istiyor aslında…”

“Bekleriz, buradayız biz hep…”

“Hoşçakalın!”

“Yeni bir elemanla çıkmaya başlamış; denyonun tekidir yine.”

“Çok kötüsün abi, yeter artık ben gidiyorum! Şuraya oturdun oturalı laf sokmaktan, dalga geçmekten başka bir şey yapmadın… Çok gıcıksın!”

Abisi, kız kardeşinin ardından bakarken, cılız bir sesle konuşmaya başladı benimle…

“Biliyor musun, annem toz bezi yapmış tişörtümü… En sevdiğim tişörtümdü, eskiydi ama en sevdiğim tişörtümdü o…”

“Ne diyim, astım krizine tutulmuş gibi, soluksuz kalakaldım bak… Hadi ama, düşüncesizce davranmış ama abartmaya gerek yok… Sen haklısın, ama senden yana olamıyorum…”
Bizimki ayağa kalktı… Kızdı, gidecek sandım. Yapmadığı şey değildi lavuğun… Ama yanılmışım, elini cebine daldırdı. Cebindeki ‘içeriği’ olduğu gibi masaya yığdı. Bozuk paraları ayırdı özenle…

“Bu gerçek bir mucize… İki çay parası var. İçer misin?”

“Eyvallah!”

Çay söyledik… Bir ara ufuğa bakıp, “Güneşin battığı yerlere gidicem!” dedi… Parmak kaldırdım; izin aldım sonra konuştum, sordum:

“Neden ki?”

“Bilmem, öylesine!”

“Amaçsız yolculuk olmaz; bir anlam uydurmalısın kendine…”

“Kendin için bir anlam bulduğunu ‘zannedenler’ gibi konuştun.”

“Aramadım, denk geldi… Yürürken ayağıma takıldı… Tökezledim, düşecektim az daha…”

Benzer Yayınlar  Depo

“Eee, amacın neymiş bakalım; söyle de bilelim…”

“Söylersem; ‘kabana iğne yemiş gibi olursun…’ Betin benzin atar… Hem kardeşim, bu iki kişilik toplulukta bir yere göç etme düşüncesi olan kişi sensin… Benim amacımı n’apıcaksın…”

“Ne gitmesi be oğlum… Gitsem; tatile gidicem! Küçük bir iş çevirip para bulsam, kendimi o dakka denize vurucam, ‘gönlümce’…”

Çayları içtikten sonra kalktım. İş yerine dönecektim, vazgeçtim; eve gittim… Yatak, odanın penceresiz üç duvarından birinin dibindeydi… Her zamanki gibi dağınıktı. Beni bekliyordu… Bir süredir eve uğramıyordum… Dükkânda kalıyordum. O gün güçlükle, bin bir zorlukla, boğuşarak, yatağın kollarının arasından kurtulduktan sonra geri gelmeyi göze alamamıştım… Merhametsiz bir büyü gibi sarıyordu yatak beni her gece… ‘Mahmurluk’ zehrini, ağır ağır tüm bedenime şırınga ederek yaşantıdan alıkoyuyordu. Bu zehirden kaçmayı başarmıştım bir zaman için… Didinmiş, çabalamış, hayaller kurmuş, karşı çıkmış, biçimlendirmeye uğraşmıştım. Ama işte kendimi yeniden yatağın içine bırakıyordum. Zehirlenmeye can atıyordum. Yüzüstü bıraktım yine her şeyi; daha doğrusu yüzüme gözüme bulaştırdım. Günlerce ‘uyuklayacaktım’ şimdi sadece…

Soyunmadan yatağa girdiğimi fark ettiğimde iş işten geçmişti artık… Sabah olmuş, uyanmıştım… Oysa şimdi; şu kızın çektiğim çıplak fotoğraflarına bakarken, yıllardır elbiselerimi çıkarmadan yattığımı anımsıyorum apansız…

Yorum Gönder

2017 © Feridun Demir