Content Editor, Author and Cartoonist

Defter

Haziran 5, 2017 by kategori Öyküler ve de 0 ve 33
Home > Blog > Öyküler > Defter

Eve yalnız döndüm… Ya da şöyle yazmalıydım: Yine her zamanki gibi, eve yalnız döndüm! Ah unutuyordum söylemeyi… Küçük bir defter aldım; eve gelirken. Küçücük bir defter sadece, yazmak için; evet! Bugün yaşadığım şeylerle ilgili bir şeyler yazacağım, birkaç cümle sadece! Kelimelerin herhangi bir değerinin olmadığın bilincindeyim; yazarının dışında kuşkusuz. O halde uzun uzadıya yazmanın ne lüzumu var… Yazmaya çalışırken uykusuz kalmak dışında, ne işe yarar bu cümleler? Buna tüm kalbimle inanıyorum. Ama yazacağım yine de, şu birkaç saat boyunca. Ama acele etmeliyim. Yazmaya başlamazsam bir an önce, korkarım biraz sonra anlamını kaybedecek yazmak! Ve ben, o birkaç cümleyi bile yazmadan, bu küçük defteri masanın üstünde bırakıp yatacağım. Yazmalıyım bir an önce… Bunun sizi ilgilendiren bir tarafı yok; elbette!

Uzun yıllar sonra ilk kez bir şeyler yazıyorum. Yirmi yıl önce, yine bir defterim vardı. Bir şeyler yazardım… Bir kadını tanıdım o aralar! Kafa patlatarak kurulmuş güzel cümlelere değer veren bir insandı… Bu bana çok saçma geliyordu doğrusu; ama yine de ona yazdıklarımı okutmaktan geri durmadım bir an olsun. Boş inançlara kapıldığımı sanmayın… Biliyordum gerçekte; onun da yazdıklarıma, iç sıkıntısıyla göz gezdirdiğini ancak! Yayıncı bir arkadaşı vardı, kitabımı yayınlamaya ikna etti adamı… Bunların hepsi olurken ben ona kahkahalarla gülüyordum yalnızca; gayretle çabalaması, sevinçli gülücüklerle olanları bana anlatması, heyecanlanması çok komiğime gidiyordu doğrusu… Ah sanırım sokak ağzı oldu; edebiyattan uzak kalmışlığıma verin “komiğime gitmek” değimini şimdi burada kullanmamı… Biraz da hınzırca bir tuzak kurmak istedim size… Bakalım, öykünün sonunda belki bu kelimeye dönerim de sizi şaşırtacak bir şeyler yaparım; ne dersiniz! Ama beklemek gerekecek oraya kadar! Oysaki ben şimdi bu yazıda sizin tüm ruhunuza, yaşamınıza saldırmaya hazırlanıyorum… Yoksa bir oyuna mı başlıyoruz, edebi bir kurmacaya mı çekiyorum sizi? Bilmem! Benim gözlerim parlıyor şimdi, peki sizin kalbiniz çarpıyor mu hızla…

Kitap çıktı, bana sorarsanız kimse okumadı… Ama hatun ısrarla insanların bu kitaba müthiş bir hayranlıkla sarıldığına inandırmıştı kendini. Beni mutlu etmek için yalan söylüyordu… Beni gerçekten seviyor olduğuna inanabilirdim bile bunun için. Ama insan kimsenin sevgisine inanmamalı… Tanrıya bile inansın da insan, birinin kendisini sevdiğine inanmasın. Neyse, geçelim! Yayıncımı aramışlar bir televizyon programından… Önce sevindim, bir yarışma programıdır belki diye… Yanılmışım, edebiyatla ilgili bir programmış. Kitabım için çağrılmışım… Delinin biri bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış dedikleri bu olsa gerek… Gittim efendim, kelebek papyonlu gözlüklü bir beyefendi sunuyordu programı… Nazik nazik konuşuyordu, inceldiği yerden kopacaktı nerdeyse… Boşboğazlık ettim, kelimelerime olan inançsızlığımdan bahsettim bir ara; çay isteyecektim oysa! Kelimelerin gücüne inanmıyorsam peki, neden yazıyordum? Bunu öğrenmek için sorular sormaya başladı. Aldık dedim, başımıza belayı! Yapmayı en çok becerdiğim şeyi yaptım, soruları geçiştirdim. Akıllıca bir şey buldu sonunda: “Neden yazdınız, içinizi dökme duygusuyla mı?” Duygu kelimesi o kadar yavan çıktı ki ağzından, sanki rafadan yumurtadan bahsediyordu; duygu diye… Sinirlendim o an ve coşkunca ve de “özellikle” ahlaksızca; söylenmeye başladım. Ve iç dökmek nasıl olur ona gösterdim. Elimi ağzıma atıp, boğazıma soktum; kusturdum kendimi… Kolumla ağzımdaki salyaları silip, gülmeye başladım. “Neden yazdım, biliyor musun amcacım bu kitabı! Bir hatun var, yüce gönüllü ve içten biri… Konuşurken, sevinçli kahkahalar atar hep! Bu kitabı yazarsam belki onunla sevişebilirim diye düşündüm! Hah ha ha!.. Bak sana güzel bir duygu! Adı; şehvettir bu duygunun!”

Benzer Yayınlar  Sincaplar Güzeldir Ama İnsanlar Asla

Ah defterim, küçük defterim! Ne yazmalı şimdi sana… Kâinatı mı anlatmalı? Nefes alamadığımı mı insanların yanında yoksa… Yüzlerine küfrederdim, yüzleri olsaydı eğer! Şiirler yazmalı insan sevgilisine, güzel sözler söylemeli ona… Ama sevgililerin de yüzleri yoktur! Geçip karşısına güzelliğini öveyim… O halde sana yazmalı en güzel sözleri, senin güzelliğini övmeli… Ah sevgili defterim, öpmeliyim seni. Islanmalı dudaklarımla sayfaların… Salyalarım akıyor, küfretmeye geldim çünkü onlara yine! Onlar, kim mi? Benim dışımdaki herkes… Yüzsüzler ordusu; yaşınız kaç, 30 mu, 40 mı, 50 mi, 60 mı? O ömürler birer hiçtir! Karşıma geçip, ahkâm kesmeyin; sizden öğrenecek tek bir şeyim yok; çürümüşler takımı! Yaşadığınız, öldürdüğünüz günlerin zehrini, kusamazsınız üstüme… İzin vermem, tek bir hayalimi bile kirletmenize! Neyi mi düşünüyorum dalgın dalgın? Sizin hiçliğinizi! Hah ha ha! Nasıl da bozuldunuz… Oysa görmüş geçirmişliğinizle, yardımcı olmak için uzatmıştınız ellerinizi saçlarıma: “Gençsin, üzülme… Zaman çözecek her şeyi. Çok acele ediyorsun… İşini kur, sonra sever; sarılırsın o gül yüzlüye!”  Siz, kimi sevdiniz ki!

Kimi kırarsam kırayım defter, acımak yok! Kalemi aldıysak elimize, kuru kuru birkaç cümlecik yazacak değiliz kuşkusuz! Varlığınızı küçümsemeliyim! Oysa ikna etmiştim kendimi, size ilişmeden sessiz ve durgunca yaşamaya… Kâbus gibi çökmeyecektim; sizlerin paçavraya dönmüş hayatlarınızın üstüne! Ah ama durmadınız, size ilişmeden “kalakalmamı”, zafer sandınız… Uyumlu bir hayata ikna olduğumu düşündünüz. Ve hemen, öğütlerle çevrelediniz ruhumu dört bir yandan… Başkaldırmaktan vazgeçmemi, uysallaşmış olmama yordunuz. Sevinçle çırptınız ellerinizi: “Büyüdü o da! Şehvetli düşler peşinde koşmanın çocukçalığını anladı. Ekmeğini eline alması gerektiğini o da biliyor artık; hayallerle savrulmak yerine, oradan oraya!”  Ah, şarlatanlar sizi! Ölümden ne çok korkarsınız. Ölmek, çünkü zariftir! Siz sıradanlıkla yaşamak istersiniz. Tozlu ve örümcekli karanlık; köşelere nasıl da sinmişsiniz… Bulup çıkarmalı ve kafalarını ezmeli; tek tek, kelimelerle! Ah, kediyi unuttum, nasıl da açlıkla bana bakıyor! Şunun karnını doyurayım sonra yazmaya devam edeceğim sevgili defterim! Aşkım benim, bir tanem! Bekle, onları katletmeye geleceğim birazdan… Bekle canım, kedi aç! Öpüyorum seni… Şimdilik hoşça kal…

Geldim, gidenler gitsin, başlıyorum yazmaya yeniden! Ruhunu sakınanlar okumasın bu yazıyı. Gitsin sakız çiğnesin ya da ne biliyim, DVD’ye film koysun, onu izlesin! Size nasıl da kıyıyorum! Acımasızım evet… Evinize misafir ederken, daha dikkatli olmalıydınız! Çaylar ve kahvelerle; hoş tutmaya çalıştınız beni… Teşekkürler! Bakın insanlıktan çıkmamışım daha, teşekkür edebiliyorum henüz… Biraz sıradanlık serumu verseniz damarımdan, belki kendime gelip işime gücüme bakarım. Börekler ve kek için de minnettarım size… Ne kadar efendi bir çocuğum, görüyorsunuz. Sizi hoşnut edecek bir söz daha söyleyeyim izin verirseniz… Çayımı yudumlarken, “iyi bir çocuk” gibi sessizce söyleyivereyim hemen… “Siz, karı koca; siz neden hiç sevmediniz birbirinizi!”  Dişleriniz birbirine çarpıyor, sinirle titriyorsunuz… Bu ne küstahlık böyle, hem de sizin evinizde ve size karşı! Ah ne terbiyelidir sizin çocuğunuz! Sevdiği adamı terk bile eder, siz öyle uygun gördünüz diye! Fikrim basit, siz incitmeyi ne çok seversiniz çocuklarınızı… Ben böylesine aşağılık bir adamım işte, tüm düşüncemi olduğu gibi söylüyorum. Oysa insan biraz edepli olmalı. Ekmek almaya yollayacak bir evladınız olsun evde diye; düşlerden, aşktan mahrum edersiniz onu! Benden de bir aferin o zaman onlara… Anneniz babanız hoşnut olsun diye sevdiğiniz o kişiyi kahrettiniz; aferin size!

Benzer Yayınlar  Depo

Deftercim neler yazıyorum ben böyle, konuşulacak laf mı bunlar! Bir zamanlar ben de evliydim… Çocuğum da oldu. Bir hiç yüzünden kavga ettik. Tüm boşanmışların başından geçmiş, küçük bir şey işte! O bir tasma almak istedi çocuğumuza… Hiçbir yerlere kaçmaması, kendisine veya bir başkasına zarar vermemesi için. Bütün sorun buradan çıktı. Başıboş dolaşanların hali ortadaydı! Başımı ellerimin arasına alıp, bir mengene gibi sıktım. Ben bağıramam hiçbir insana… O yüzden sinirlenince böyle yaparım hep. Başımı sıktım iyice ve eski sevgilimi hatırladım. Annesinin hışımla onu tasmasından çekişi geldi aklıma… Ve bir inci kolye gibi yere düşüp dağılması! Ayrıldım hemen karımdan. Mahkemenin önünde çocuğumu tasmasından çekiştirirken, keşke öldürseydim onu diye düşündüm…

Üzüldüm elbet, eşimden ayrıldığımda… Sevmiştim ne de olsa! Onun beni sevdiğini bir an bile olsun düşünmemiştim gerçi… Ne ilk öpüştüğümüz gün ne de sonrasında, bunu hiç aklıma getirmedim. Kendimi kandırmayı beceremem çünkü… Söyledim mi bilmiyorum daha önce, ama beni gerçekten sevebilecek bir kadının olduğuna inanmıyorum. Ancak çok güzel günlerimiz oldu onunla… Peki, ben hiç içmiyor muyum sanıyorsunuz, o güzel günlerimizi düşünüp… İçiyorum elbette… Ama artık tek bir kadeh bile yok… Söz verdim Aslı’ya… Aslı kim mi? İşte hikâyenin “civcivli” kısmına geldik! Bugün. Akşam. Eve gelmeden önce… Ve bu defteri almadan yarım saat evvel. Bir barda oturmuş bira içiyordum. Masama bir hanım kız yaklaştı, çekingence… Tanıştık… Adı Aslı’ymış… Bana annesinin ölümünden bahsetti… Gözlerim bulutlandı bir anda… O televizyon programından sonra bir daha görmemiştim annesini… Görüşseydik sevişirdik sanıyorum… Ama kelimelerimle etkilemiş olmak onu, can sıkıcı bir şeydi benim için… Bu bana fazla ağır geldi, yok hayır yalan söyledim o gün! Onunla sevişmek için yazmadım asla! Ama sadece, okurken bir yazımı, yüzünde küçük bir gülümseme oluyordu ya! Bunun için, evet bunun için yazıyordum… Ve sonra o gözlerini kaldırıp bana bakıyordu hayranlıkla, işte o anlarda onu öldürmeyi bile düşündüm bazı zamanlar… Kelimeler bir insanı etkileyemezdi çünkü! Ama nasıl beceriyordu bu yalanı, ah bir inanabilseydim… Ama kendimi kandıramazdım…

Şimdiyse onun kızı, annesine benzeyen gözleriyle karşımda duruyor… Annesinin evindeki kutuların birinin içinde benim kitabımı ve fotoğraflarımı bulmuş. Bir yıl kadar olmuş. Önce kitabımı okumuş ve sonra da fotoğraflarım elinde beni aramış… Ben annesini övüyorum; o ise benim yazdıklarımı… Kitabımdan cümleler söylüyor durup durup. Kurgumu özellikle beğenmiş… Yazdığım başka kitaplar var mıymış diye sordu? Güldüm ve ona bir bira ısmarladım. “Yazmıyorum artık” dedim, “bira içiyorum sadece…” Hayıflandı çok; ikna etmeye çalıştı beni yeniden yazmam için ve tabii daha az içmeliydim… Avucunu sıktım, tokalaştım onunla… “Tamam” dedim, “sözünü dinleyeceğim… Bir daha içmeyeceğim hiç!” Gözleri parladı sevinçle: “Ve yazacaksınız değil mi?” Sıkıntıyla baktım yüzüne; dudaklarımı ısırarak, “Sadece bir öykücük” dedim… Ve sonra vedalaştık, bardan çıktım ve bu küçük defteri alıp eve döndüm. Ya da şöyle yazmalıydım: Yine her zamanki gibi, eve yalnız döndüm! İşte defter doldu… Bitti, son sayfa da! Ama “komiğime giden” bir şey var şimdi! Yazmak istiyorum daha! Yeni bir defter almalıyım…

Yorum Gönder

2017 © Feridun Demir